Toplum; kültür, yapı, ilişki, etkileşim gibi varlık ve süreçlerle, hep bu bir araya gelmenin sonunda ortaya çıkmış bir olgudur. Sosyal bilimler, toplumsal olay ve olgular, toplumsal varlıklar arasındaki ilişki ve ortak noktaları, doğuş ve yokoluşlarındaki, işleyiş mekanizmaları, ilkeleri ve düzenlilikleri ortaya çıkarmaya çalışır (Kongar, 2010: 26). Sosyal bilimler açısından bakıldığında örneğin sosyoloji, daha çok insanların ilişkilerini ve bu ilişkilerin nasıl ortaya çıktığını, ne yönde değiştiğini; sosyal antropoloji, bu insanların değerleri, inançları ve gelenekleri üzerinde odaklaşırken; sosyal hizmet, toplumsal refahı ve insanın iyi olma halini desteklemek ve geliştirmek için toplumun nasıl etkilenmesi gerektiği konularıyla ilgileni Toplumlar ancak kişilerarası, fakat tarihsel boyutu da bulunan ve bu nedenlerle karmaşık görüntüler kazanan ilişkiler içerisinde açıklanabilmektedir. Continue Reading…
GİRİŞ
Sosyal politika, sosyal hizmet mesleğinin bir disiplin olarak ortaya çıktığından beri her zaman bu mesleğin teorisi ve uygulamalarında yaşamsal bir değere sahip olmuştur. Çünkü sosyal politikanın sosyal gelişme, sosyal adalet, sosyal bütünleşme, bireyin iyi olma hali, toplumun iyi olma hali gibi hedefleri, sosyal hizmet disiplininde de öne çıkan ortak olgulardır. Bu yönüyle sosyal hizmet, açlık, yoksulluk, işsizlik, muhtaçlık, sosyal dışlanma gibi sosyal sorunları çözerek, bireylerin sıkıntılarının azaltılması, daha işlevsel hale gelebilmeleri misyonunu üstlenmiş bir meslektir.
Günümüz sosyal dünyası çelişkiler, ikilikler ve gerilimlerle dolu bir arenayı ortaya sermektedir. Örneğin birçok gözlemci, küreselleşmenin yaşamlarımızdaki en zorlayıcı güç olduğunu ilan etmekte (Beck, 1992) iken, bazıları da küreselleşmenin, kendi kendine yettiği düşünülen toplumların temellerini çürüttüğünü iddia etmektedir. Genel olarak küreselleşme, Batı medeniyetinin dünyaya yayılması olarak görülmektedir.
Bu bildiride, annesinin ekonomik yoksunluğu nedeniyle kurum bakımına alınan bir çocuğun sorunlarının çözümü sürecinde, ülkemizdeki mevcut kaynaklar ve sosyal hizmet uygulamaları çerçevesinde konunun mesleki açıdan nasıl ele alındığı karşılaşılan güçlükler ve konunun sosyal dışlanmayla ilişkisi bir olgu sunumu ile verilmeye çalışılmıştır. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde bile yaşanan ekonomik, sosyal krizlerle beraber yoksulluk sorunu yoğun biçimde varlığını hissettirmekte ve özellikle milyonlarca çocuğun sağlıklı gelişimini tehdit etmektedir. Bu süreçte ekonomisi güçlü olmayan ve tüm çocukları kapsayan, yoksulluğun etkilerini azaltıcı uygulamaları bulunmayan az gelişmiş ülkeler gibi ülkemizde de çocuk yoksulluğunun birçok olumsuz sonucu her gün medyada ve toplum gündeminde değişik biçimlerde yer bulmaktadır. Şenses (2003)’e göre yoksulluğun nedenleri arasında; “ekonomik büyüme ve ortalama gelir düzeyinin düşüklüğü, gelir dağılımının bozuk olması, hızlı nüfus artışı, hane halkı özellikleri, kırdan kente kontrolsüz göç, istihdam ve işsizlik, hane halklarının yaşamlarında karşılaştıkları ani gelişen olayların çözümlenememesi, ekonomideki yapısal uyum programlarının olumsuz etkileri, üretim yapısı, kamu harcamaları, enflasyon gibi değişik unsurlar sayılabilir.”
Bu makalede çocuk koruma sisteminde, çocuk-odaklı ve aile merkezli bir yaklaşımla aileye genelci sosyal hizmet müdahalesinin kesişmesi ele alınarak; genel olarak göç, kentleşme, işsizlik, kentsel yoksulluk gibi makro düzeydeki yapısal etmenlerin korunmaya muhtaç çocukları ve ailelerini nasıl olumsuz etkilediği tartışılmaktadır. Çocuklar ve aileleri açısından; hangi gereksinimlerin karşılanamadığı, ne tür risk faktörlerinin ortaya çıktığı gözden geçirilerek sosyal dışlanmanın önünün kesilmesi bağlamında ailelerin güçlendirilmesi üzerinde odaklanılmaktadır. Çalışmada, yasal düzenlemelerdeki yetersizliklerden, çocuk politikalarındaki eksikliklerden hareket edilerek, ülkemizde risk altında yaşayan ‘tüm çocukların korunması’ açısından, önemli eksiklikler olduğu ve bu durumun çocuk yoksulluğunu, sosyal dışlanmayı önlemede yeni bir kavrayışın ortaya konulmasını gerektirdiği vurgulanmaktadır. Çocukların olumsuz yaşam koşullarının iyileştirilmesi hedefine ulaşılması, sadece ailelerin sorunları artık kronik hale geldikten sonra çocuklar hakkında kurumlara yapılan müracaatlarla değil, ancak hak-temelli bir kavrayışla olanaklı hale gelebilir.
İnsanlık uygarlığı akılalmaz bir teknolojik seviyeye ulaşmış olmasına karşın, yaşadığımız dünyadaki sosyal belirsizliklerinde bir o kadar arttığını söylemek yanlış olmayacaktır. Toplumsal yaşamda kendini gösteren çok değişkenli ve çok faktörlü sorunlar, toplumsal yapı değişiminden kaynaklanan sosyal sorunlar, bilimsel araştırma yapmayı daha yaşamsal bir öneme taşımıştır. Sosyal çalışma ve diğer sosyal bilimler toplum düzeyinde kendini gösteren sosyal sorunları, bilimsel yöntemlerle çözmeyi misyon edinmiş uygulamalı bir disiplindir. Sosyal sistemler olan aile, okul, dernek, çeşitli meslek grupları, siyasal partiler, din ve kültür vb. toplumsal kurumların kendi içinde ve birbirileriyle olan etkileşimlerinde hep sorunlar ve çözümler birlikte yer almaktadır. Sosyal sorunların çeşitlilik kazanması ve niteliğini değişmesi sosyal çalışma gibi sosyal bilimlerde daha çok araştırma yapılması gereksinimini gündeme getirmektedir. Araştırma yöntem ve tekniklerinin nasıl ve hangi kriterlere göre kullanılacağı, bilim dallarının neyi, nasıl ve neye göre araştıracağı “yöntembilim” (metodoloji)in konusudur. Çünkü metodoloji, bilimsel çalışmaların, nasıl yapılacağıyla ilgilidir.
Çocuğun iyilik haline ulaşılması, onun ihmalden kötü muameleden uzak ve tam güven içerisinde bulunması anlamına gelmektedir. Bu durum, çocuğun temel gereksinimleri olan, gerektiği şekilde beslenme, desteklenme ve teşvik edilme, cesaretlendirme ve uygun bir sosyal çevrede büyüme ve gelişmesinin olanaklı hale getirilmesini gerektirir. Gelişmiş ülkelerde ebeveynlerin yeterince iyi anababalık yapabilmeleri için çocuk refahı hizmetleri sunan kurumlar tarafından desteklenmesi, çocukların optimal gelişim olanaklarına sahip olabilmeleri, duygusal doyum sağlayabilmeleri ve sağlıklı, bağımsız bireyler olarak yaşayabilmeleri için neredeyse limitsiz, sınırsız sayılabilecek gereksinim-temelli düzenlemeler bulunmaktadır. Aşağıdaki çalışmada, çocukların iyilik halinin desteklenmesi, sağlıklı bireyler olarak büyüyebilmeleri, yaşam kalitelerinin arttırılması için sağlanabilecek kaynaklar, zorluklarla baş edebilmeleri konularında sosyal çalışmacının ne tür çalışmalar yapabileceği konuları değerlendirilmektedir.
Arkamızda ne bıraktığımızdan ve ileride ne olacağımızdan çok daha önemlisi kendi içimizde olup bitenlerdir (Ralph Waldo Emerson)
21. yüzyılın ilk çeyreğini yaşadığımız dünyada, toplumsal yaşamda süregelen karmaşık sorunlar, insanın kendisinden ve toplumsal yapıdaki değişim sürecinden kaynaklanan sosyal sorunlar, bilimsel araştırmaya olan gereksinimi kat be kat artırmıştır. Sosyal çalışma da diğer sosyal bilimler gibi ortaya çıkan sosyal sorunları, kendine özgü bilimsel teknik ve yöntemlerle çözmeye soyunmuş olan uygulamalı bir çalışma alanı ve disiplindir. Toplumsal yapının en küçük ve temel birimi olan insanların birbiriyle olan ilişkilerinin altında iletişim ve etkileşim yatmaktadır. Bireylerden yola çıkılarak, giderek sayıca artan ve daha karmaşıklaşan toplumsal sistemler olan; aile, okul, dernek, çeşitli meslek grupları, siyasal partiler, din ve kültür vb. toplumsal kurumların kendi içlerinde ve birbirileriyle olan etkileşimlerinde hep sorunlarla çözümler iç içedir.