Doç. Dr. İsmet Galip Yolcuoğlu- Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi

SOSYAL HİZMET UZMANI

Türkiye’de 50 Yılını Geride Bıraktığımızda Sormak Gerekiyor: Hangi Sosyal Hizmet?

Eylül 25th, 2012

Bu makalenin genel amacı, ellinci yılını geride bırakan sosyal hizmet mesleği, Türkiye gerçekleri ve yaşanan sosyal sorunlar açısından, makro değişkenlerin birbirleriyle etkileşiminin incelenmesidir. Bu çerçevede, sorunların ortaya konulması, mesleğin sağlıklı bir biçimde niçin geliştirilemediğinin analiz edilmesi ve “sosyal alanın yapılandırılması için” yenilikçi yolların araştırılması da amaçlanmaktadır. Ülkemizde, sosyal hizmetin çağdaş bir konuma geçebilmesi için neler yapılması gerektiği, gerçekçi ve geçerli bilgiler üretilmesi zorunluluğu herkes tarafından yeterince seslendirilmemektedir. Herkes, kendine göre bir “sosyal hizmet” düşünce ve icraatı içerisinde. Oysa modern bir “sosyal hizmet” sunum sistemi kurmadan, ailelerin parçalanmasına seyirci kalarak, ebeveyn bakımından yoksun kalmış çocukları “çocuk yuvalarına” kapatarak hayatlarını kutardığını sanmak, bilimin ve gelişmiş Batı ülkelerinin yarım asır önce terkettiği, azgelişmiş uygulamalardır. Sosyal hizmetin gündemi, “toplumun gereksinimlerine göre”, sosyal hizmet uzmanları, sivil toplum güçleri, politik irade vb. tarafların “etkin katılımıyla” hep birlikte kurulmalıdır. Mevcut sosyal hizmet sistemi, azgelişmiş bir yapı görünümü vermekte ve olması gereken sosyal hizmet uzmanı sayısının yüzde biri ile birşeyler yapmaya çalışma girişiminden başka bir anlama gelmemektedir.

Bu çalışmada, mesleki gelişme için gereken katkı sosyal sisteme yönelik eleştirel bir yaklaşımla denenmiştir. Sosyal hizmetin, sosyoekonomik, psikososyal ve sosyokültürel boyutları mesleği, çepeçevre kuşatan unsurları oluşturmaktadır. Öncelikle ekonomiyle ilgili konular, her zaman sosyal hizmet uzmanı-müracaatçı ilişkisinde, önemli bir boyutu oluşturmaktadır. Nitekim, birçok müracaatçı, sosyal hizmet kurum ve kuruluşlarına geçim zorlukları ve ekonomik sıkıntılar, işsizlik, yoksulluk gibi sorunlar nedeniyle gelmektedirler. Özellikle, sosyal ve ekonomik yoksunluk içindeki müracaatçılar, terapiden çok, öncelikli ve ivedi olarak “nakit yardımına” gereksinim duyarlar. Müracaatçı gruplarının, barınma, beslenme, giyim vb. temel gereksinimlerini, nakit ihtiyaçlarını süratle karşılamadan, sosyal hizmet uzmanının, müracaatçılara psikososyal yönden onları geliştirmeye yönelik müdahaleler yapması, çoğu zaman başarısız ve işlevsiz bir girişim olacaktır. Bu kişilerin, hızlı ve etkili bir biçimde, “yeterince ekonomik destek” almadan ve “temel gereksinimleri karşılanmadan” içi boş temennilerle kendilerini iyi hissedebilmeleri olanaksızdır.

Peki, Batı Avrupa ülkelerinde neredeyese 60 yıldır başlatılan “temel gelir” ve “asgari geçim desteği” uygulamaları, ülkemizde, niçin bir türlü başlatılmamıştır? İhtiyaç sahibi milyonlarca vatandaşımıza bu katkı sağlanamadan, modern bir sosyal hizmet sunum sisteminden ve “insanların iyi olma halinden” bahsedebilmek olanaklı mıdır?

Continue Reading…

Türkiye’de Çocuk Sorunu ve Çocuk Yetiştirme Kitabı Tüm Kitapçılarda

Mart 1st, 2012

Çocuk yetiştirme konusuyla ilgili okuduğum yüzlerce kitapta, büyük bir eksikliği gözlemledim. Bu yaşamsal konuyla ilgili eksikliği belirlememde, mesleğim olan sosyal hizmetin eklektik yaklaşımı yolumu aydınlattı. Anne babalara, anahtar teslim 5 derste, 10 derste “çocuk yetiştirmenin sihirli formülleri”ni verme iddiası, bilimsel temelden uzak ve sığ bir kavrayışı ifade etmektedir. Çocuk yetiştirmeyi bir “bağımlı değişken” olarak düşünürsek; özellikle, ülkemizin sosyoekonomik sorunları kıskacında, ebeveynlerin iyilik hali, aile işlevselliği, alt beynimizin yaşamsal önemi, ülkedeki eğitim sisteminin yapısı ve en önemlisi de çocukların sağlıklı bireyler olarak yetişmesini güçleştiren yapısal etmenler gibi konular, çok önemli “bağımsız değişkenler” olarak karşımıza çıkmaktadır. Çocuk yetiştirme açısından, çocuğa dayatılan başarılı olmak, çok para kazanmak, çok iyi bölümlerde üniversite okumak, iyi bir işe girmek hedefleri, büyük ölçüde bireyselliği öne çıkartan ve başkalarıyla dayanışmayı ihmal eden, kapitalist girişimci insan modelini dayatıyor. Bu yüzeysel bakış açısı, insanın en önemli özelliği olan sosyal varlık olma ve başkalarıyla yaşama koşullarına uyum sağlama özelliğini yok sayıyor. İnsanın insanla yaşadığı gerçeği, toplumsal yaşamın insancıl niteliği bu bağlamda ortaya konulmalıdır. Nitekim Hegel, “İnsan, kendi çağının çocuğudur.” derken, bireylerin; kendi dönemlerinin sosyal, ekonomik, eğitsel ve tarihsel koşulları içinde yetiştiğini vurgulamıştır. Bu nedenlerle “çocuk yetiştirme”, sadece çocukla ve anne babayla sınırlı bir süreç olmaktan öte, çok farklı psikososyal ve sosyoekonomik dinamikleri olan, karmaşık ve çok sistemli bakış açısı ve kavrayışı gerektiren bir olgudur. Continue Reading…

Sosyal Alanda İnovasyon ve Toplumsal Sorunların Çözümü

Aralık 12th, 2011

Toplum; kültür, yapı, ilişki, etkileşim gibi varlık ve süreçlerle, hep bu bir araya gelmenin sonunda ortaya çıkmış bir olgudur. Sosyal bilimler, toplumsal olay ve olgular, toplumsal varlıklar arasındaki ilişki ve ortak noktaları, doğuş ve yokoluşlarındaki, işleyiş mekanizmaları, ilkeleri ve düzenlilikleri ortaya çıkarmaya çalışır (Kongar, 2010: 26). Sosyal bilimler açısından bakıldığında örneğin sosyoloji, daha çok insanların ilişkilerini ve bu ilişkilerin nasıl ortaya çıktığını, ne yönde değiştiğini; sosyal antropoloji, bu insanların değerleri, inançları ve gelenekleri üzerinde odaklaşırken; sosyal hizmet, toplumsal refahı ve insanın iyi olma halini desteklemek ve geliştirmek için toplumun nasıl etkilenmesi gerektiği konularıyla ilgileni Toplumlar ancak kişilerarası, fakat tarihsel boyutu da bulunan ve bu nedenlerle karmaşık görüntüler kazanan ilişkiler içerisinde açıklanabilmektedir. Continue Reading…

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kurulması, SHÇEK Genel Müdürlüğü’nün Kapatılması Konusunun İrdelenmesi

Ağustos 30th, 2011

Sosyal hizmet disiplininde birinci düzey koruma, tüm bireylerin işlevselliğinin sosyal risklere karşı korunmasını gerektirmektedir. Bilindiği gibi bu düşüncenin makro düzeydeki dayanağını oluşturan “sosyal politika, bir ülkede yaşayan tüm bireyler için ancak özellikle de ayrı bir bakıma ve korunmaya gereksinimi olan nüfus grupları için koruyucu, güçlendirici, sosyal adaleti ve eşitliği sağlayıcı hizmetlerin bütünü olarak tanımlanabilir”. Sosyal politika, sosyal refah sistemlerinin oluşturulması, kapsamlı hizmetlerin sunulması ve bu yolla sosyal sorunların önlenmesiyle ancak gerçek anlamını bulabilmektedir. Ülkemizde yaşanmakta olan sosyal sorunlar; tüm diğer ülkelerde olduğu gibi, tarihsel perspektifte ekonomi, politika, sosyal bilimler etkileşiminin doğal bir parçası olagelmiştir. Continue Reading…

Sosyal Hasar Tespiti ve Sosyal Hizmet Müdahalesine Yer Açarak Sosyal Bütünleşmeye Ulaşmak

Şubat 1st, 2011

Sosyal politika, sosyal hizmet mesleğinin bir disiplin olarak ortaya çıktığından beri her zaman bu mesleğin teorisi ve uygulamalarında yaşamsal bir değere sahip olmuştur. Çünkü sosyal politikanın sosyal gelişme, sosyal adalet, sosyal bütünleşme, bireyin iyi olma hali, toplumun iyi olma hali gibi hedefleri, sosyal hizmet disiplininde de öne çıkan ortak olgulardır. Bu yönüyle sosyal hizmet, açlık, yoksulluk, işsizlik, muhtaçlık, sosyal dışlanma gibi sosyal sorunları çözerek, bireylerin sıkıntılarının azaltılması, daha işlevsel hale gelebilmeleri misyonunu üstlenmiş bir meslektir.

Bu makalenin odağını, sosyal hizmet ve sosyal politika açısından sosyal sorunların belirlenmesi ve çözümü sürecindeki pozitif etkileşimlerin ortaya çıkartılması yollarının irdelenmesi oluşturmaktadır. Bu kapsamda, uzun yıllardır ihmale uğramış sosyal politika ve sosyal hizmet uygulamaları açısından, toplumsal düzlemde bir “sosyal hasar tespiti” yapmanın, sosyal alanın yeniden inşası bakımından her şeyin başlangıcı olacağı konusu tartışılacaktır. Continue Reading…

Sosyal Hizmet Sosyal Sorunları Çözmeye Soyunmuş Bir Meslektir ve Aydın Sosyal Çevreye Faydası Dokunan Bir Kişi Olmalıdır

Ekim 12th, 2010

Günümüz sosyal dünyası çelişkiler, ikilikler ve gerilimlerle dolu bir arenayı ortaya sermektedir. Örneğin birçok gözlemci, küreselleşmenin yaşamlarımızdaki en zorlayıcı güç olduğunu ilan etmekte (Beck, 1992) iken, bazıları da küreselleşmenin, kendi kendine yettiği düşünülen toplumların temellerini çürüttüğünü iddia etmektedir. Genel olarak küreselleşme, Batı medeniyetinin dünyaya yayılması olarak görülmektedir.

Yirmi birinci yüzyılın başlarında, insanlık uygarlığı sosyal, bilimsel ve teknolojik gelişmeler açısından oldukça ileri bir noktaya ulaşmış olmasına karşın, toplumsal dengesizliklerin meydana gelmesini önlemeyi başaramamış olması en önemli sosyal sorunlara kaynaklık etmektedir. Sosyal hizmet mesleği bu sosyal yaraları sarmanın yanında, bireylerin,  her zaman daha işlevsel olmasını, sorunlarının çözümlenmesini, streslerinin azaltılmasını amaçlayan bir disiplin ve meslek olagelmiştir. Sosyal hizmetin bütün müdahale yöntemleri, bireylerin ve ailelerin toplumdaki olanaklardan yararlandırılması, sosyal destek sağlanması, endişelerinin ve yalnızlık duygularının azaltılması ve sağlıklı baş etme mekanizmalarının kurularak, problem çözme becerilerinin kazandırılması ve sosyal uyumun gerçekleştirilmesini hedeflemektedir.

Continue Reading…

(Sosyal Dışlanma ve Sosyal Hizmet Sempozyumu, 12-14 Kasım, 2009, Başkent Üniversitesi’nde Bildiri Olarak Sunulmuştur) Sosyal Dışlanma, Çocuk Yoksulluğu ve Sosyal Hizmet Müdahalesi: Uygulama Alanından Bir Olgu Sunumu

Eylül 1st, 2010

Bu bildiride, annesinin ekonomik yoksunluğu nedeniyle kurum bakımına alınan bir çocuğun sorunlarının çözümü sürecinde, ülkemizdeki mevcut kaynaklar ve sosyal hizmet uygulamaları çerçevesinde konunun mesleki açıdan nasıl ele alındığı karşılaşılan güçlükler ve konunun sosyal dışlanmayla ilişkisi bir olgu sunumu ile verilmeye çalışılmıştır. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde bile yaşanan ekonomik, sosyal krizlerle beraber yoksulluk sorunu yoğun biçimde varlığını hissettirmekte ve özellikle milyonlarca çocuğun sağlıklı gelişimini tehdit etmektedir. Bu süreçte ekonomisi güçlü olmayan ve tüm çocukları kapsayan, yoksulluğun etkilerini azaltıcı uygulamaları bulunmayan az gelişmiş ülkeler gibi ülkemizde de çocuk yoksulluğunun birçok olumsuz sonucu her gün medyada ve toplum gündeminde değişik biçimlerde yer bulmaktadır. Şenses (2003)’e göre yoksulluğun nedenleri arasında; “ekonomik büyüme ve ortalama gelir düzeyinin düşüklüğü, gelir dağılımının bozuk olması, hızlı nüfus artışı, hane halkı özellikleri, kırdan kente kontrolsüz göç, istihdam ve işsizlik, hane halklarının yaşamlarında karşılaştıkları ani gelişen olayların çözümlenememesi, ekonomideki yapısal uyum programlarının olumsuz etkileri, üretim yapısı, kamu harcamaları, enflasyon gibi değişik unsurlar sayılabilir.” Continue Reading…

(Sosyal Dışlanma ve Sosyal Hizmet Sempozyumu, 12-14 Kasım, 2009, Başkent Üniversitesi’nde Poster Bildiri Olarak Sunulmuştur) Korunmaya Muhtaç Çocuklar Sorunu ve Sosyal Dışlanmanın Önlenebilmesinde Erken Müdahalenin Önemi

Eylül 1st, 2010

Bu makalede çocuk koruma sisteminde, çocuk-odaklı ve aile merkezli bir yaklaşımla aileye genelci sosyal hizmet müdahalesinin kesişmesi ele alınarak; genel olarak göç, kentleşme, işsizlik, kentsel yoksulluk gibi makro düzeydeki yapısal etmenlerin korunmaya muhtaç çocukları ve ailelerini nasıl olumsuz etkilediği tartışılmaktadır. Çocuklar ve aileleri açısından; hangi gereksinimlerin karşılanamadığı, ne tür risk faktörlerinin ortaya çıktığı gözden geçirilerek sosyal dışlanmanın önünün kesilmesi bağlamında ailelerin güçlendirilmesi üzerinde odaklanılmaktadır. Çalışmada, yasal düzenlemelerdeki yetersizliklerden, çocuk politikalarındaki eksikliklerden hareket edilerek, ülkemizde risk altında yaşayan ‘tüm çocukların korunması’ açısından, önemli eksiklikler olduğu ve bu durumun çocuk yoksulluğunu, sosyal dışlanmayı önlemede yeni bir kavrayışın ortaya konulmasını gerektirdiği vurgulanmaktadır. Çocukların olumsuz yaşam koşullarının iyileştirilmesi hedefine ulaşılması, sadece ailelerin sorunları artık kronik hale geldikten sonra çocuklar hakkında kurumlara yapılan müracaatlarla değil, ancak hak-temelli bir kavrayışla olanaklı hale gelebilir. Continue Reading…

Sosyal Çalışma Disiplini ve Araştırma-2

Eylül 1st, 2010

İnsanlık uygarlığı akılalmaz bir teknolojik seviyeye ulaşmış olmasına karşın, yaşadığımız dünyadaki sosyal belirsizliklerinde bir o kadar arttığını söylemek yanlış olmayacaktır. Toplumsal yaşamda kendini gösteren çok değişkenli ve çok faktörlü sorunlar, toplumsal yapı değişiminden kaynaklanan sosyal sorunlar, bilimsel araştırma yapmayı daha yaşamsal bir öneme taşımıştır. Sosyal çalışma ve diğer sosyal bilimler toplum düzeyinde kendini gösteren sosyal sorunları, bilimsel yöntemlerle çözmeyi misyon edinmiş uygulamalı bir disiplindir. Sosyal sistemler olan aile, okul, dernek, çeşitli meslek grupları, siyasal partiler, din ve kültür vb. toplumsal kurumların kendi içinde ve birbirileriyle olan etkileşimlerinde hep sorunlar ve çözümler birlikte yer almaktadır. Sosyal sorunların çeşitlilik kazanması ve niteliğini değişmesi sosyal çalışma gibi sosyal bilimlerde daha çok araştırma yapılması gereksinimini gündeme getirmektedir. Araştırma yöntem ve tekniklerinin nasıl ve hangi kriterlere göre kullanılacağı, bilim dallarının neyi, nasıl ve neye göre araştıracağı “yöntembilim” (metodoloji)in konusudur.  Çünkü metodoloji, bilimsel çalışmaların, nasıl yapılacağıyla ilgilidir. Continue Reading…

(Aile Araştırma Kurumu, Aile ve Toplum Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 18, Temmuz-Ağustos-Eylül sayısında yayımlanmıştır) Türkiye’de Çocuk Koruma Sisteminin Genel Olarak Değerlendirilmesi

Temmuz 19th, 2010

Her ülke kendi toplumu ve geleceği için korunma gereksinimi duyan az ya da çok sayıdaki çocukları için gerekli koruma programları uygulamaktadır. Zamanla küçülen, zayıflayan ve parçalanan ailenin tek başına çocuğu koruyamadığı düşünülmektedir. Sosyal devlet, çocuğun korunmasında kamunun önemi ve rolünün daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır. Ailesi yanında korunamayan çocuklar için yeni bakım modelleri sunulmalıdır. Çocuğun, aile yanında bakım modeli, toplum-temelli bir çocuk bakımı modeli olarak çocuk koruma sistemi içinde önemli bir yer tutmaktadır. Birleşmiş milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, çocuk koruma sisteminin çocuk bakım uygulamalarının en önemli uluslar arası yasal dayanağıdır. Çocuğun korunması açısından, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türk Medeni Kanunu, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu önemli yer tutmaktadır. Türkiye’de bütüncül, kapsamlı ve tüm kurumların etkin entegre olduğu bir çocuk koruma politikasının var olduğunu söylemek olanaklı değildir. Continue Reading…