Doç. Dr. İsmet Galip Yolcuoğlu- Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi

SOSYAL HİZMET UZMANI

Sosyal Çalışma Disiplini ve Araştırma-2

İnsanlık uygarlığı akılalmaz bir teknolojik seviyeye ulaşmış olmasına karşın, yaşadığımız dünyadaki sosyal belirsizliklerinde bir o kadar arttığını söylemek yanlış olmayacaktır. Toplumsal yaşamda kendini gösteren çok değişkenli ve çok faktörlü sorunlar, toplumsal yapı değişiminden kaynaklanan sosyal sorunlar, bilimsel araştırma yapmayı daha yaşamsal bir öneme taşımıştır. Sosyal çalışma ve diğer sosyal bilimler toplum düzeyinde kendini gösteren sosyal sorunları, bilimsel yöntemlerle çözmeyi misyon edinmiş uygulamalı bir disiplindir. Sosyal sistemler olan aile, okul, dernek, çeşitli meslek grupları, siyasal partiler, din ve kültür vb. toplumsal kurumların kendi içinde ve birbirileriyle olan etkileşimlerinde hep sorunlar ve çözümler birlikte yer almaktadır. Sosyal sorunların çeşitlilik kazanması ve niteliğini değişmesi sosyal çalışma gibi sosyal bilimlerde daha çok araştırma yapılması gereksinimini gündeme getirmektedir. Araştırma yöntem ve tekniklerinin nasıl ve hangi kriterlere göre kullanılacağı, bilim dallarının neyi, nasıl ve neye göre araştıracağı “yöntembilim” (metodoloji)in konusudur.  Çünkü metodoloji, bilimsel çalışmaların, nasıl yapılacağıyla ilgilidir.

Toplumbilimlerin kapsamına giren konuların, bilim dalı olarak ele alınması olgular arasında değişmezlik, kesinlik kurulması, bilimsel yasalara, kuramlara ulaşılması özellikle, sosyolojinin bir bilim dalı olarak gelişmeye başladığı, 19. yüzyılda büyük ivme kazandığı dile getirilebilir.

Grekçe de “loji” sözcüğü bilim karşılığında kullanıldığından,  psikoloji, filoloji, antropoloji sözcükleri birer bilim dalına işaret etmektedir. Bilim, en geniş anlamıyla sistematik bilgi kümesi olarak; görgül ve nesnel bir konusu olan, aralarında mantıksal ve olgusal ilişkilerin bulunduğu dizgeli bir bilgi birikimi ya da bilgiler bütünüdür (Aziz, 2008: 3).

Bilim dalı olma niteliği kazanan ilk bilim dalı olan matematikte, kavramlar, somut gerçeklerden yoksun olan soyut önermelerden oluşmaktadır ve kullanılan yöntem, genelden özele giderek, bilimsel sonuçlara varmaktır. Bu gelişmeler sürecinde ortaya çıkan “pozitif” (positive-olumlu) bilimlerde hedef, olguların gözlenmesi ile yeni genellemelere ulaşmak ve tümevarım yöntemiyle yeni çıkarımlarda bulunmaktır. Tek tek olguların ve olgular arasındaki ilişkilerin incelenmesi, genellemelere ve yeni çıkarımlara ulaşabilmeye hizmet eder.

Toplumbilimin temelini atan Fransız düşünür Auguste Comte (1798-1857), toplumda mevcut olan “statik” düzenin, toplumun tüm kurumlarını oluşturduğunu ve “dinamik” düzenin ise toplumun gelişimini sağladığını vurgulamıştır. Yine bir Fransız düşünür Emile Durkheim (1859-1917), fizik biliminin yöntemlerini sosyal bilimlere uygulayarak, “toplumsal olgu” (fenomen) kavramını kullanmış ve  bu kavramdan yola çıkarak toplumsal ilişkileri açıklama yoluna gitmiştir. Günümüzde de geçerli olan bu terime ve genel kabule göre, bir toplumsal olgunun nedeni başka bir toplumsal olgudur.  Bunun nedeni,  toplumdaki olaylar arasında süregelen neden-sonuç ilişkileridir. İşte, sosyal bilimlerin konusu da var olan bu neden-sonuç ilişkilerini araştırmak ve açıklamaya çalışmaktır  (Karasar, 1985).

Her bilimsel disiplin gibi sosyal çalışmanın da kendine özgü bir dili yani “jargon”u olup,  ‘çocuk yararı’, ‘çocuğun iyilik hali’, ‘ailenin iyilik hali’, ‘insanın iyilik hali’, ‘yaşam kalitesinin artırılması’, ‘bireyin gereksinimleri’ ‘bireyin işlevselliği’ gibi kavramlar sıklıkla kullanılan fenomenlerdir.

Sosyal çalışma mesleğinin, belli bir amaca ulaşmak için tutulan düzenli bir bilimsel yolu, sistem olarak kendine özgü “yöntemleri”; profesyonel yardım uygulamalarında kullandığı araçlar olan “teknikleri” vardır. Mesleğin kullandığı teknik de, belli bir amaca doğrudan ya da dolaylı olarak ulaşma hedefi ön plandadır. Bütün bilimlerde araştırmaların temel kavramı olan “olgu”, yaşam boyunca doğrudan gözlemlenebilen ya da algılanabilen nesnel gerçekliklere işaret etmektedir.

“Veril”, olarak adlandırılan henüz işlenmemiş kanıtlar sosyal çalışma alanında araştırmalar yapmak için gerekli olan, gözlenen, yazılan, kaydedilen her şeydir. Yani, bir sonuca varabilmek için gerekli ilk bilgi olan veri, anlam çıkarmada veya sonuca varmada kullanılan nicelikler, olaylar, kanıtlar veya sayı kümeleridir. “Olgusal veriler”, kişisel yargılardan bağımsız, herkesin üzerinde anlaşabildiği türden gözlenebilir ölçütleri olan gerçeklerdir. Örneğin, insanın yaşı, cinsiyeti, eğitim durumu gibi gerçekler, olgusal verilerdir. Olgusal veriler, nesnel sağlamlığı en yüksek kararların esas dayanağıdır. Öznel ve yoruma açık olan “yargısal veriler” ise, psikoloji, sosyal çalışma gibi alanlarda sıkça kullanılan, tutum, başarı, görüş, kişilik, yaşam niteliği gibi konulardır.

Ülkemizde son 30 yıldır çok hızlı bir toplumsal değişim yaşanmakta olup değişimi uyumlu hale getirme sorumluluğu olan sosyal çalışma disiplini, poltikanın bu bilim dalına önem atfetmemesi nedeniyle bu hızlı değişime sadece seyirci kalmıştır. Teknolojik gelişmelerden temellenen, insanlar arası ilişkilerin üretim, tüketim kalıpları, mülkiyet ilişkilerinin, değerlerin ve kuralların yeni anlamlar kazandığı, kültürel ögeleri de içine alan geniş bir sosyal yapı değişimi anlamına gelen “toplumsal değişme”; toplumsal yapıyı oluşturan alt ve üst yapı değişkenleri arasında var olan etkileşim süreçleri sonucunda ortaya çıkmaktadır. Üniversiteler ve bilim dalları da bir kurumsal yapı olarak, bu alt ve üst yapı değişkenlerinden etkilenen ve aynı zamanda onları etkileyen önemli unsurlar olarak, bu değişimin aktörleri olarak rol almaktadırlar.

Toplumsal yapı açısından Türkiye’de, tarımsal uygarlığın ekonomik faaliyet tarzından, 1970′li yıllardan itibaren etkileri hissedilmeye başlanan endüstriyel toplum ve endüstriyel uygarlığın değerlerine göre hızlı bir değişim yaşanmıştır. 1970 ve 1980′li yıllardan başlayarak, sanayi yolunda ilerleme ve sanayi toplumu haline gelme hedefi, en önemli politik söylem olmuştur. 1980 sonrası uygulamaya konulan neoliberal politikalar, aslında yapısal değişim açısından, piyasa ekonomisine geçişe işaret etmektedir. Ekonomi bilimini en temel argümanı olan “üretim” konusunda büyük bir atılım yapamadan, sadece ekonomi politikalarıyla, sosyoekonomik başarılar sağlayabilme hedefi hep krizlere davetiye çıkarmaktan öteye gidememiştir. Sosyal politikaların güdük ve yetersiz kalması, kişi başına gelir düzeyinin düşük olduğu bir ekonomik yapıda, gelir dağılımının da bozuk olması, yüksek işsizlikle birleşince, yoksulluğu daha da  derinleştirmiştir.

Son yıllarda kamu sağlığı, sosyal hizmet, eğitim alanında bir takım gelişmeler yaşanmasına karşın, ülkemizin sosyal kayıtları, bireylerin yaşam kalitesi, çocukların optimal gelişim olanaklarına kavuşması bakımından halen,  gelişmiş ülke standartalrının çok altında seyretmektedir. Yoksulluk, bütün sosyal sorunların en önemli risk faktörü olarak varlığını sürdürmekte, milyonlarla ifade edilebilecek nüfus grupları, yoksulluk yükü altında ezilmekte olup, bu durum toplumsal gelişmenin ivne kazanabilmesini ve yeryüzünün bilimsel gerçeklerini yakalamamızı engellemektedir.

Sosyal çalışma uygulamalarında 1960’lardan sonra geliştirilen bütüncül sosyal hizmet yaklaşımı; ekolojik sistem teorisinin felsefesine uygun bir yaklaşımla, sosyal sorunlara mikro, mezo ve makro düzeyde müdahalelerle sorunların çözümlenebileceğini öngörmektedir. Bu bakımdan sosyal çalışma açısından, araştırma da sistematik ve çok kapsamlı bir bakışı, çok düzeyli müdahaleleri gerektirmektedir. Genelci sosyal çalışma uygulamasında en önemli unsur, agresif biçimde ‘araştırma’ yapmak; etkili süpervizyon uygulamalarıyla sosyal çalışma uygulama alanından örnek vaka vb. veri toplamak ve sonuçta, veri-temelli bilgilerle sosyal sorunların çözülebilir çerçevesini ortaya çıkarmaktır. Böyle bir yönelimin ülkemiz sosyal çalışma dünyasında bulunmadığını ve sadece biçimsel açıdan bir bütüncül uygulama anlayışının benimsendiğini söylemek olanaklıdır. Geçmiş 50 yılın politikacılarından miras kalan alandaki bu güçsüzlük, sosyal politikanın yeryüzünün gelişmiş ülkelerindeki enstrüman ve olanaklarının henüz ülkemize uğramamış olmasından ileri gelmektedir. Çünkü bilimsel tutum, biçimden ziyade öz’e odaklanan bir felsefeyi benimseyerek, yalnızca eleştirel ve objektif değerlendirmelere prim veren bir olgusallığa işaret etmektedir.   

Örgütler, insanlar gibi, psiko-sosyal boyutu olan kültürel varlıklar olarak, refleksleriyle ve etkinlikleriyle çevresini etkilemekte ve içinde bulunduğu çevresel sistemlerden de etkilenmektedir (Ashman ve Hull, 1999). Örgütsel davranış, biyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin, yaşadığı sosyal çevre içerisinde meydana gelen etkileşimlerin yönüne göre pozisyon almaktadır.

Türkiye’de sosyal çalışma disiplininin sorununu çözmeye yönelen bakış açısını oluşturabilmek için, öncelikle sorunu eleştirel ve bütüncül bir bakış açısı ile ayrıntılı bir şekilde ele almak bir ön koşuldur. Böyle bir bakış açısı ile yapılacak değerlendirme için, bütüncül sosyal çalışma yaklaşımının üzerine inşa olduğu ekolojik sistem kuramı uygun bir çerçeve oluşturabilir. Çünkü birçok sosyal bilim dalında olduğu gibi, sosyal çalışma disiplininde de sorunları ve nedenlerini daha iyi anlamak ve toplum yararına daha iyi müdahale planları oluşturmak için, uzun yıllardır ekolojik sistem kuramının sunduğu çerçeveden yararlanılmaktadır. Ekolojik sistem yaklaşımı ile sistemlerin bir yandan sınırları ve alt sistemleri ile ilişkileri açıklanabilirken, diğer yandan da sistemlerin diğer sistemlerle ve alt sistemlerle etkileşimleri analiz edilebilmekte; böylece, olayları bütüncül bir bakış açısı ile incelemenin ve açıklamanın olanaklı olduğu kabul edilmektedir (Baykara Acar ve Acar, 2003: 34). Bu yaklaşım, sosyal çalışmacının, sorunların ötesine bakmasına yardımcı olduğu gibi, sorunların sistemin diğer parçalarıyla ilişkili olduğu da ortaya çıkar (Ashman ve Hull, 1999: 11).

Sosyal çevre, yaşam koşulları, insan etkileşimleriyle sosyal kurumların etrafını çevreler ve bütüncül sosyal çalışma yaklaşımının çevresi içinde kurum odağı, üniversitelerin çevresindeki diğer sistemlerle nasıl etkileşime girdiğini anlamak için geniş bir perspektif sağlar. Bu sistemler, diğer disiplinleri, toplumsal aktörleri, diğer bireyleri, yakın meslekleri, grupları, öğretim elemanlarını, öğrencileri, çalışma gruplarını, sosyal hizmet örgütlerini, politik birimleri, dini kurumları, eğitim kurumlarını içermektedir. Makro sistem, kurumları ve bireylerini etkileyerek, tüm toplumsal sisteme ve kurumlar sistemini etkilemektedir.

Eğitim kurumlarının gelişimi ekolojisinde; değişen örgüt yapısıyla, ortaya çıkıp geliştiği çevre arasındaki etkileşim, öğrenciler, öğretim görevlileri, yakın çevreyi içeren mikrosistem; bilimsel sisiplinlerin direkt rol oynamadığı ancak onun yaşantısını ve gelişimini etkileyen kitle iletişim araçları, çevre, sosyal servisler ve bütün bu sistemlerin kendi içindeki bağlantılarını sağlayan mezosistem; inançlar, değerler ve ideolojileri içeren makrosistem içerisinde üniversite ve onun bölümlerinin gelişimi, olumlu ya da olumsuz yönde gerçekleşebilmektedir . Merkezde yer alan kurum açısından, ekosistemin bu farklı yüzleriyle, öğrenci-öğretim görevlileriyle birlikte uyum içerisinde çalıştığında sistemin dengede olduğu, eğitim kurumunun misyonunu yerine getirdiği, genel sistemin olanaklarından ve kısıtlılıklarından etkilenerek, normal gelişimini sürdürdüğü söylenebilir. Sosyal çalışma vb sosyal bilimlerle ekosistem arasında uyumun olmaması halinde ise disiplinin gelişimsel dönemleri ve sağlıklı gelişimi, toplumu etkilemesi açısından çeşitli riskler ortaya çıkabilmektedir.

‘Sosyal çalışma biliminin ülkemizdeki’ sorunlarını açıklayabilecek bir çerçeve, şu şekilde oluşturulabilir: ülkemizde var olan yükseköğrenimdeki sorunların uzantısı olana sosyal çalışma disiplininin sorunları, toplumsal değişme, sosyo-ekonomik değişmeler, göç, kentleşme, işsizlik ve yoksulluk gibi toplumsal değişmeye yol açan yapısal etmenlerle makro düzeyde politikanın ve bunların karşısında mesleğin ve bilim dalının durumu ve özelliklerinin (örgüt yapısı ve işlevleri vb.) etkileşiminin bir sonucudur. Toplumsal değişme, göç, kentleşme, işsizlik, ve yoksulluk gibi faktörler hem bu disiplini etkilemekte hem de belli oranda onlardan etkilenmektedir. Bu disiplinin özelliklerinden bir bölümü politika açısından gerektiği ölçüde güçlendirilmemesi, toplumsal destekten ve talepten yoksun olması, bir bölümü de örgütsel işlevselliğini kaybetmesi, genel politika ve geniş sosyal çevre desteği ile diğer bilim dallarının desteğinden gerektiği ölçüde faydalanamaması gibi değişkenlerdir.

TARTIŞMA VE SONUÇ

Bilim dalları ve disiplinler, yapılan araştırmalar, kuram, model ve yaklaşım geliştirme; keşfetme-betimleme ve “ölçme” yoluyla gelişir. Bilim, olgular dünyasında tutunulabilecek kavramsallaştırmaları arama yolculuğu olduğuna göre, bilim dalları da mevziler kazanarak güçlenen cehalet savaşçılarına benzetilebilir.

Kant’ın deyişi ile kavramsız olgu kör ve olguya dayanmayan kavram boş olduğuna göre, “bilim”, bu iki unsurun karşılıklı etkileşimlerini içeren uzun ve heyecanlı bir problem çözme yolculuğudur. Çünkü bilim, düzenli, sistematik ve organize bir bilgi bütünü ve güçlü bir düşünme, problem çözme yöntemidir. Bilim felsefesi ise, konu ve amacına uygun olarak, eleştirel ve analitik bir düşünme çabasına dayanmaktadır. Günümüzden 300 yıl önce yaşayan Francis Bacon, “Bilgi, güç kaynağıdır” demiştir. İdeal olarak bilgiden temellenen, kapsamlı “toplum-temelli” sosyal çalışma araştırmaları yoluyla, toplumun iyilik halini en tehdit eden olguların ve gerçeklerin belirlenmesi büyük önem taşımaktadır.  

Sanayileşme ve kentleşme ile yoğunlaşan sosyal sorunlara bir çare olarak ortaya çıkan sosyal çalışma bir disiplin ve uygulamalı bir meslek olarak, ülkemizdeki tarihi (1965 yılından buyana) sadece 45 yıldır. Tomanbay (1999: 1)’ın belirttiği gibi; ülkemizde bu mesleğin yapılanması tamamlanmamış olması, ülkemize özgü toplumsal yapı, kültür, ekonomiye hükmeden politika ve tarihsel dönemin gereği olan sorunların oluşturduğu dörtlü değişkenin harmanında temel bir yapılanmaya kavuşamamış olması büyük bir handikap olarak karşımıza çıkmaktadır. Medya, toplum, politika, sosyal çalışmaya yeryüzünün çağdaş kabulleri doğrultusunda gereken önemi atfetmekten halen uzak görünmektedir. Örneğin İngiltere gibi modernliğin beşiği sayılan bir ülkedeki üniversitelerde 100’den fazla “sosyal çalışma” bölümünün bulunmasının, toplumsal düzlemde yarattığı pragmatik pozitif faydalar ülkemizde dikkate bile alınmamaktadır.  

Yaşayan her organizma gibi bir açık sistem olan ‘üniversiteler onun bölümleri’, sosyal çalışma bölümü gibi,  bir sistem olarak diğer birçok sistemle ilişki ve sürekli etkileşim içerisinde süregelmektedirler. Bu ilişki sistematiği, okulun yakın çevresinden, yaşadığı sosyal çevreye topluma, yasalara ve uygulanan politikalara kadar kendini göstermektedir. Bilindiği gibi toplumsal ve ekonomik politikalar, yaşanılan çevrenin kültürel değerleri ve örgütsel ilişkiler kurumun yaşamını şekillendirmekte ve sistemde meydana gelen herhangi bir değişim bir başka alt sistemi ve dolayısıyla sistemin bütününü etkilemektedir. Bu açıdan, sosyal politikalardaki değişimler, öğretim görevlilerinden bazılarının kaybı, kurumdan ayrılması, yer değişikliği gibi sistemde meydana gelebilecek her türlü değişiklik ve olumsuz durum kurumu da aynı şekilde etkilemektedir. Ekosistem perspektifinden bakıldığında, sosyal çalışma disiplininde yaşanan sorunlar, diğer birçok sosyal sorun gibi temelde, değişime ve yeni yaşam koşullarına ayak uyduramamanın sonucudur. Diğer bir deyişle denge içinde olmayı hedefleyen sistem, sürekliliğini korumaya, kriz durumuna adapte olmaya ve ayakta kalmaya çalışmakta, bunu başaramadığı zaman da dağılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır (Johnson, 1998: 11). Sosyal bilimlerin misyonuna aykırı toplumsal işlevsizliklerin ortaya çıkışı da bir sistemin yok oluşu ve bir anlamda yeni bir sistemin ortaya çıkışının işaretleri olarak değerlendirilebilir. Ülkenin, yurttaşların ve ailelerin gereksinimlerinin karşılanamaması, eğitim kurumu olarak sosyal çalışma bölümünün tutunamaması, değişen koşullara uyum sağlayamaması, kurumsal ilişkilerinde bozulmaların meydana gelmesi ve artan bu risklere karşın devletin eğitim ve sosyal politikalarının yetersiz kalışı ile bu sosyal sistemlerin uyum dengesi bozumaktadır. Bunun sonucunda, sosyal çalışma gibi yüklü misyonları olup da bunu taşımasına politik olanaklar sağlanamayan disiplinler ve bilim dallarının işlevsiz hale gelecek kadar çözülmeleri, en hafif tabiriyle bilime gereken değerin verilmemesinin trajik sonuçları olarak nitelendirilebilir.

            KAYNAKÇA

Acar, B. Yüksel ve Acar H. (2002). Sistem Kuramı- Ekolojik Sistem Kuramı ve Sosyal Hizmet: Temel Kavramlar ve Farklılıklar. Toplum ve Sosyal Hizmet Dergisi, H.Ü. SHYO Yayını, Cilt:13, Sayı 1, 2002:29-35.

Adams, R. (2003). Social Work And Empowerment. Third Edition, BASW, Practical Social Work.

Altunışık R., Coşkun, R., Bayraktaroğlu, S., Yıldırım, E. (2005). Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntemleri. SPSS Uygulamalı. Sakarya Üniversitesi, İİBF. Dördüncü Basım.

Ashman, Kirst K. ve Hull, G. H (1999). Understanding Generalist Practice. Chicago: Nelson Hall Publisher,

Aziz, Aysel. (2008). Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntem ve Teknikleri. Nobel Yayın Dağıtım Ltd. Şti, Mayıs, 2008 Ankara.

Balcı, A. (2006). Sosyal Bilimlerde Araştırma: Yöntem, Teknik ve İlkeler. Pegem A Yayınları, 6. Baskı, Ankara,

Barker, R. L. (2003). The Social Work Dictionary. Silver Spring,  Md: NASW Press. 

Buğra, A., Keyder, Ç. (Derleyenler). (2006). Sosyal Poitika Yazıları. İletişim Yayınları, Yayın No: 9.

Büyüköztürk, Şener. (2005). Sosyal Bilimler İçin Veri analizi El Kitabı. Pegem Yayıncılık, 5. Baskı, Temmuz, 2005 Ankara.

Cılga, İ. (2004). Bilim ve Meslek Olarak Türkiye’de Sosyal Hizmet. Ankara, H.Ü SHYO Yayını.

Creswell W. J. (1994). Research Design: Qalitative and Quantitative Approaches. Sage Publications.

Duyan, V. (2003). Sosyal Hizmetin İşlev ve Rolleri. Toplum ve Sosyal Hizmet, Ankara: H.Ü. Sosyal Hizmetler Yüksekokulu Yayını. 14(2):1-22.

Karasar, N. (1984). Bilimsel Araştırma Yöntemi. Hacettepe Taş Kitapçılık.

Kongar, E. Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği. Remzi Kitabevi, 1981.

Koray, M. (2000). Sosyal Politika. Ezgi Kitabevi, Bursa.

Sencer, M. ve Sencer, Y. (1978). Toplumsal Araştırmalarda Yöntembilim. Ankara: Todaie Yayınları, No:172.

SPSS Uygulamalı Çok Değişkenli İstatistik Teknikleri. (2008). Editör, Şeref Kalaycı. Asil Yayın Dağıtım Ltd. Şti, 3. Baskı, Ankara.

Yazıcıoğlu, Yahşi., Erdoğan, Samiye (2007). SPSS Uygulamalı Bilimsel Araştırma Yöntemleri. Detay Yayıncılık, 2. Baskı, Ankara, 2007.

Leave a Reply

*
Bu bir spamlara karşı koruma yazılımıdır, resimde gösterilen güvenlik kelimesi girilmelidir. Kelimeyi sesli duymak için resmi tıklayın
Anti-spam kelimeyi duymak için tıklayın